Bir zamanlar Atlar ve Eşşekler patika yolları takip ederek sırtlarında erzak dolusu sepetleri taşırlardı yaylaya. Yüklerin ağırlığından olacak ki, arada durur dinlenir yine devam ederlerdi. Terleyen hayvanların köpürmesi sinek ve vinzoların iştahını oldukça kapartığından, kuyruklar devreye girer habire sinek döverdi. Ormanın binbir çeşit çiçek kokuları, sakız ve çıra kokusuyla karışır mis gibi kokardı. Taşboğazının kıvrım kıvrım yollarında dedeler ve nineler at ve eşşekleri takip eder, çakı gibi yürürlerdi nisbet yaparcasına. Bu yollardan kimler gelip kimler geçmediki; ömürleri bitenleri sırasıyla birer birer sonsuzluğa uğurlamatık mı?Muhammet Kılıç, Faik Öztürk (Malkocun Faik), Salih Şahinler(Yerli Salih), Rahmi Çakmak, Asım Sarıtaş (Mikçoğun Asım), Osman Sarıtaş (Mikcoğun Osman), Abdullah Gündoğdu, Nuri Yıldırım (Kizerali Nuri), Kerim Uzun (Hacı Kerim), İbrahim Uzunlar (Şekerun İbrahim), Ahmet Kahraman (Kambat Ahmet), ismini sayamadığımız nice insanların aşındırmış olduğu batika yollar, araba yollarının yapılmasıyla kaderine derketilerek kapanmış yada kapanmaya yüz tutmuştur. Yazının devamı için tıklayınız
Yukarıdaki başlık bir şiir kitabının adıdır. Kitabın ilk sayfasında “17 Kasım 1979-Ankara” yazıyor. Sanıyorum Diyarbakır’dan Ankara’ya görevli geldiğimde almıştım.
Ali SARAÇOĞLU, 23 Aralık 1977 Cuma sabahı okula giderken, Üsküdar’da sırtından üç kurşunla öldürülen oğlu Mustafa Sacid SARAÇOĞLU için bir “güldeste”, bir “ağıt” hazırlamış. Ölüm yıldönümünde, 1978 tarihinde, katledilen bütün gençler için yayınlamış. Yazının devamı için tıklayınız
İlkbaharda rengarenk menekşelerin açmasıyla etrafa güzel kokular yayılır. Yeşil bitki örtüsü fışkırırcasına topraktan çıkar. Kuru dallar tomurcuklanır. Erikler çiçek açar , sonra da diğerleri. Kuşlar cıvıl cıvıl ötüşür daldan dala konar. Baharın doğuşuyla vücutta kan hareketlenir, gönüllere cemre düşer, insanın içi içine sığmaz. Yazının devamı için tıklayınız
13 mayıs 2012 Pazar günü anneler günü, bu gün insanlık o değerli varlığı bir güne sığdırmış ekonomi ve ticari kazanç sağlamak için. Hâlbuki bizler için canının ortaya koyan o değerli varlık için değil bir gün yılın on iki ayı günler düzenlense yine hakkı eda edilmez. Bir trafik kazasında ebedi âleme irtihal eden anneciğimin sıcacık bir çorbasına dünyanın en şöhretli saray ve salonlarının en lüks yemeklerini hiçbir zaman tercih etmem. En modern pastanelerin ürünleri, onun böreği ve çöreği kadar lezzetli değildir benim için. Çorbasındaki, çöreğindeki tadı ve lezzeti hiçbir yerde bulamam, çünkü onlarda anne kokusu vardır.Yazının devamı için tıklayınız
Değişik liveralı dostlarımızla ara sıra yaptığımız sohbetlerde dernekle ilgili sorunlarda, konularda gündemimiz de oluyor tabii olarak, genelde gidişattan pek memnun olan yok. Necip Fazıl merhumun ifadesiyle “istemem olmasın benim bir top arabam, beni taşısın tam dört imanlı adam” dizelerinde olduğu gibi derneği ayağa kaldıracak Livera’lıların ortaya çıkması konusunu uzun boylu konuşuyoruz. Bu dostlarımızdan Ali SARITAŞ (Asım oğlu), S.Zeki SARITAŞ’la da aynı minval üzere birkaç kez görüşmemiz oldu. Dernekle ilgili ne yapabiliriz konusunda fikir teatisinde bulunduk. Yeni bir oluşumla nasıl toparlanırız. Bende nacizane olumlu her faaliyette varım. Yeter ki “benlik” duygusu olmasın. “Benim aklım daha üstündür” mantığı olmasın. “Bir elin nesi var, iki elin sesi var” duygusu ile birlik içinde hareket edilsin. Yazının devamı için tıklayınız
Doğduğum mevsime, onun gözdesine, beni dünyaya emanet eden güne vurgunluğumu tartışma konusu yapamam. Bunu hep bir ayrıcalık olarak gördüm ve bir bağış olarak kabullendim. Ben “Ekim”i seçmedim, ama çok sevdim.
Bir renk harmanında dünyaya gelmenin ödülü olsa gerek. Yüreğim, bu güzel ülkenin diğer mevsimlerine kayıtsız kalma hastalığına hiç tutulmadı. Yazının devamı için tıklayınız