Akşam karanlığı bastığında bir kemençe sesi duydum. Acaba hayali bir ses miydi? Kemençe sesi yukarılardan, yani yaylalardan değil de aşağılardan, yani köylerden gelen bir grubun Liveric boğazını aştığını anlamıştım. Ses gittikçe yaklaşıyordu. Gözlerimi tahta aralarından evimizin hemen bitişiğinden geçen tarihi yayla yoluna dikmiştim.
Yanaştılar, yanaştılar, evin başından geçip ünlü Sumaha suyunun yanında konakladılar. Akşamın alaca karanlığında çevreye dağılıp odun topladılar ve büyük bir ateş yaktılar. Ateş o kadar alevlenmişti ki, çevre aydınlanmıştı. Böylece grubu oluşturan kızlı erkekli kalabalık görülür olmuştu..
***
Tahta aralıklardan bir zaman bu insanları seyrettim. Çimenler üzerine sergilerini serdiler, yiyeceklerini yaydılar, şişeler açıldı, kadehler tokuşmaya başladı.
Kemençeci Meksilalı Topal Ferhat idi. Grubun çoğunluğu Kapıköylülerden oluşuyordu. Harun kaptanlar, Katipoğullarından Temeller, Ahmetler ve adını unuttuğum küçük kardeşleri tanıdığım kişilerdi.
Kapıköy kızları fiziki yapıları, hareketlilikleri ile dikkati çekiyordu. Onlardan tanıdığım yoktu. Vakit geçmişti ama uyumayı hissetmiyordum. Rahmetli babaannem ocak başında sayıklıyordu.
Nene, dedim bir tas ayran ver de götüreyim onlara. Sağma tası denen büyük bir tası ayran doldurup verdi bana. Tası elime alıp 50 m uzaklıktaki insanlara götürdüm. Tası elimden aldılar, yudum yudum içtiler. Boşalan tası aralarında dolaştırmaya başladılar. Üçer, beşer kuruş tasın içine koydular ve bana verdiler. Sevinçle eve geldim. Parayı saydım 75 kuruştu.
Sabaha kadar ateşleri yanıp şenlikler devam etti. Gün açarken sesler kesildi. Yukarı doğru, yaylaların yolunu tuttular.
***
Bir rastlantı olarak gördüğüm bu şenliğin köken ve amacının ne olduğunu bilecek çağlarda değildim, merak da etmemiştim. Daha sonraları yeni yetme bir delikanlı olduğumda Livera köyünden de böyle grupların “Yayla Ortası” adı altında bu şenlikleri kutladıklarını gördüm ve grup arasına ben de katıldım.
***
Livera köyü şenliklerinin başını, o zamanlar Ahmet Efendinin kızları çekerdi. Kemençeli sık sık mola verilip horonlu, türkülü Livera grubu bazen Çağılgöle kadar uzanırdı. Ali ağanın Temel Caner, Ahmet efendinin kızı Zehra ile sevdalı idi. Yolda giderlerken grup bölündü, Zehra geride kaldı. Temel şöyle bir geriye bakıp şu türküyü söyledi:
Nereye gideyisun
E Feride Feride
Biraz yavaş gidelum
Aklım kaldi geride
Seslikayaya çıkıldığında Kumru teyzenin yayla kelifine uğranılır, ayranlar içilir, dinlenilir ve Kofragol yokuşlarına tırmanılırdı. İskopel yaylasında Salih dayının meşhur HOŞMERİSİ yenilir, kemençe çalınır, türküler söylenir, horonlar oynanırdı. Ya İskopelde yatılır ertesi gün Çağılgöle devam edilir, ya da geri dönülürdü..
***
“Yayla ortası” denen bu şenlikler kimlerden kalmıştı, anlamı ne idi? Nesiller değişmesiyle uygulamadan kalktıkları, unutulup gittikleri, aradan geçen 65 yıl hafızamın bir kenarında yaşıyordu. Unutulmuş bu şenlikler hakkında bilgi edinmeye, araştırma yapmaya gerek görmedim.
***
28 Ocak 2010 akşamı burhan OĞUZ’un dev eseri olan Türkiye Halkının Kültür Kökenleri I, 1976 kitabında, Ermeniler konusunda, Ermeni kültürünün Anadolu halkı yaşantısında haylice renginin bulunduğunu söyler ve Ermenice VADARYAR/VARTAVAR Hırıstiyan Ermenilerde İsa’nın şekil değiştirmesi bayramı olup bu tabir tam Ermenice değildir, genellikle bir Asianik, Kapadokya-Alarodin ifadesidir. Gül bayramı anlamındadır.
Bunu arkasında senevi devre ait eski bir inanış bulunduğunu Cosmos’un devir safhalarını ifade eder ve az çok putperest Ermeni güneş senesinin başına tekabül eder ki bu da 11 ağustos tarihine karşılık gelir.
***
Ahmet CAFEROĞLU, Rize kökenli olarak yayla ahalisinin yaptığı bir şenliktir, Temmuz ayının 15 inden 25 ine kadar devam eder. Şenlikte delikanlılarla kızlar karşı karşıya mani söylerler.
Bugün yaşayan bu Vardavar bayramını gerçekten de bu şenlik Çamlıhemşin Çat köyünün yöresinde, Ambarlı Cocon yaylalarında Temmuz 11 inde başlar. Ay sonuna kadar devam eder.(B.Oğuz, Türkiye Halkının Kültür Kökenleri, I, İst..1976.s.229)
***
65 yıl öncelerinde yaşadığım ve bugün kökenini etimolojisini rastlantı olarak bulduğum, ama şimdilerde, her geleneğin unutulduğu, uygulanmadığı yöremiz ağızlarında YAYLA ORTASI denen bu şenlikleri yöresel kültürümüze yeniden kazandırmak amacı ile yazdım.
Burhan Oğuz “daha çok göreceğiz bu gibileri” der ve eserinin bir yerinde de, “Ermeni unsurunun ve daha sonradan Med ve İranlılar ve Greklerin gelişi bölgedeki eski kültürleri süpürmemiş, D.Anadolu ve Kafkasların yerli geleneklerine yeni boyutlar kazandırmıştır.
Grek mitolojiden ve İran dünyasından ithal edilmiş aslında hepsi Kafkas kökenli olduğunu söyler. Demek ki bölgedeki mitik tanrılar, kahramanlar ve olaylar Yunanistan’dan bölgeye taşınmadı, aksine Karadeniz’in doğularından Yunan toprağına taşındı. Yunan, Hellen, Grek, Rum adlarının ne anlama geldiğini bilmeyen yerli aydınlarımızın bir kısmı bölgesel kültürümüzü dili, şivesi, oyun, çalgıları, adet, anane, gelenekleriyle yozlaştırıp başka renklere boyamaları bilinçsiz, duygusal tutkular olduğu görülmektedir.
***
Genç aydınlarsımızın geleneklerimize karşı geldikleri doğru değil mi? Sorusuna gelenek sözcüğünün anlamında cevap verilebilinir.
Gelenek, bir toplum üyelerini birbirlerine bağlayan geçmişten gelerek kökleşen alışkanlık anlamını taşır.
Tanrıbilimde gelenek, dinsel bir çok törelerin sürüp gitmesidir. Bu bakımdan gelişmeyi engeller, yeniliğe karşıdır.
Bu anlamlarda gelenek toplumbilimde kötü bir şey ifade etmiyor ve geçmişi de inceleyip ayırmıyor. Tanrıbilimde ise gelişmeyi engelleyen, yeniliklere karşı olma gibi gösterilir. Ama aydın gençlerimiz geleneklerimize karşı gelmeleri dini bakımdan değil toplumsal bakımdan ele aldıklarını anlamak çok da zor değildir. |