HER SAYFA YENİLENMESİNDE BAŞLIK LOGOSU DEĞİŞMEKTEDİR.
Livera Hakkında
Fotoğraflar
Livera Tarihi
Halk Oyunları
Liveraspor
Videolar
Livera Kültürü
Maçka Tarihi
Trabzon Tarihi
Trabzon Spor
Livera Tel. Rehberi

Sizlerden Gelenler
Fotoğraflar
Videolar
Yazılar
 
Sponsorlarımız
 
 
 
Reklam Alanı
Sitemizde yayınlanmasını istediğiniz Reklamları adresimize gönderebilirsiniz..
Dost Siteler
Yusuf BULUT
Oğuz KANDEMİR
Tolga ÇAKMAK
Metin YILDIZ
HayrettinKARAGÖZ
İsmail ÇİÇEK
Ali BAHADIR
Faydalı Linkler
Trabzonspor
Maçka Belediyesi
Trabzon Belediyesi
Trabzon Valiliği
Livera Dergisi
©
Önemli Linkler
Kimlik Numarası
Vergi Numarası
SSK Hizmet Dökümü
Bağkur Sorgulama
Gazeteler
Televizyonlar
Radyolar
Döviz Kurları
Üniversiteler
Türk.Telefon Rehberi
T.C. Resmi Gazete
Yazlık Köyü (Livera) >>>
MAÇKA TARİHİ
 


MAÇKA KİLİSE, MANASTIR VE KALELERİ

Maçka'da (Matzouka) 365 kilise olduğu, popüler söylencesine rağmen, 1922 yılında ayakta kalan 98 adet kilise olduğunu biliyoruz.

LİVERA KALESİ

Livera (Doubera, bugünkü adı Yazlık) kalesi, Meryemana Deresi'nin (Panagia) 350 m. yukarısında aynı adlı köyün girişide ve yola hakim bir kayanın üzerinde konumlanmıştır. Kaba kare biçimli taşlardan yapılmış olan kale, kabanda 2.10 m. olan duvar kalınlığı uç bölümde 1.50 m. ye düşmektedir. Günümüzde kalenin küçük bir bölümü ayakta durmaktadır ve kalan parçadan kalenin 10 m. yüksekliğinde olduğu tahmin edilmektedir. Kale daha çok Sümela ve Maçka vadisini gözetleme amacıyla, Selçuklu akınlarrı güneyden gelmeye başlayınca, büyük ihtimalle M.S. 1364 öncesinde yapılmıştır.

LİVERA, ST.JOHN PRODROMOS GROTTO KİLİSESİ

İki şapel ve bir hücrenin yıkıntıları, Sümela yönünden Livera köyüne giden yol üzerinde batı yönünde ve uçurum kenarındaki bir kayalık üzerinde bulunmaktadır. Yapı, 1917'de Protassof, 1929'da Talbot Rice ve 1957ve 1960'da D.Winfield tarafından incelenmiştir. İlk şapel dörtgen planlı olup yuvarlak apside sahiptir. Kaba taşlardan yapılmış olan yapıda fresk izi olmaması, ikinci şapelden daha sonraki dönemlerde yapıldığını düşündürmektedir. Daha küçük olan ikinci şapelin doğu kapısı 1917'de duvar örülerek kapatılmıştır. 1917'de Protassof yapının iç ve dışının tümüyle fresklerle dolu olduğunu görmüştür. Toprakboyadan yapılan boyalar, yeşilimtırak ve parlak beyaz boyanmış zemine sürülmüştür. Doğu duvarı azizlerin portreleriyle doludur. İkinci şapel, St.Zosimas'ın freski göz önüne alındığında , 12. yüzyıl civarında, fresk olmayan ikincisi ise daha geç dönemde inşa edilmiş olmalıdır.

THEOTOKOS SOUMELA (SÜMELA- MERYEMANA MANASTIRI)

Maçka'nın 17 km. güneyinde Altındere köyü'nde, Meryemana (Panagia) deresinin batı yanında, Mela Dağı'nın deniz seviyesinden 1,150 m. yükseklikteki kayaları oyarak ve doğal mağaralardanda faydalanılarak yapılmış manastırın adı "Sümela", Rumca karanlık, siyah anlamına gelen "melas" kelimesinden gelmektedir. Karadenizli hristiyan Rum'lar Mela dağındaki mucizevi Panagia ikonundan bir şey diledikleri zaman "stou mela" derlermiş, bu zamanla Sumela'ya dönüşmüş. Bu da ikona neden Panagia Soumela denildiğini açıklamaktadır. Bu yüzden manastıra "Karadağın (Mela dağının) bakiresi"de denilmektedir.

Atinalı Barnabas ile Sophroinos adlı iki keşiş rüyalarında, Hz. İsa'nın öğrencilerinden Evangelist St. Lukas'ın yaptığı üç Panagia ikonundan , Meryemin İsayı kollarında tuttuğu ikon Evangelist St. Luke'un yaptığı üç Panagia (Meryemana) ikonundan , Meryemin bebek İsa'yı kollarında tuttuğu ikonun bulunduğu yer olan Sümela'nın yerini birbirinden habersiz ayrı ayrı yerlerde görmüşler, deniz yoluyla Trabzon'a gelmişler ve gördükleri rüyaları birbirlerine anlatmışlardır (Bunlardan biriside Kıbrıstaki Kykko manastırındadır). Bundan sonra rüyalarında gördükleri bu yeri aramışlar ve en sonunda Maçka Altındere vadi'sinde, Karadağın 300 m. yüksekliğindeki sarp yamacında buldukları mağarada karar kılmışlardır. Mela dağının sarp kayalığında, bu küçük mağaranın, yüzyıllar boyunca, kayaların sabırla oyularak büyütülmesi ile bugün gördüğümüz kartal yuvasına benzeyen manastır ortaya çıkmıştır. Yapımına ne zaman başlandığı kesin olark belli olmamakla beraber M.S. 375-395 yılları arasında, Anadoludaki sayısız örneği gibi Kapadokya stili inşa edildiği sanılmaktadır. Kilisenin kuruluşundan itibaren yaklaşık 1.000 yıllık tarihi karanlıktır. Manstırı ancak Trabzon İmpartorluğu döneminden sonra incelemek mümkündür. Trabzon İmparatoru, Büyük Komnenoslarından 3. Alexios (1349-1390) bu manastırın esas kurucusu olduğunu fresklerde ön plana çıkartılmasından anlıyoruz. 3. Alexios burasını yeni bir tesis halinde inşa ettirerek, 17 m. yüksekliğinde, 40 m. uzunluğunda, 14m genişliğinde 72 odalı bir tesis yaptırmıştır. İmparator 3. Alexios 1361 yılında bir güneş tutulmasını burada karşılamıştır. Horuluoğlu'nun "Bu prensin sikkelerinde güneş resmi bu olayla ilişkili kabul edilmektedir" yorumuna katılmıyorum. Aynı güneş simgesi Pontus İmparatoru "Mithridates" in bin yıl önceki sikkelerinde de görülmekte olup "Mithra" Işık tanrısına ait eski bir kültün izidir.

1365 tarihli vakfiyesi ilede manastırın bütün idaresini arazisini, gelirlerini düzene koymuştur. Sümela 14.yüzyıldan sonra stratejik bir öneme haiz olmuştur. Herhangi bir düşman saldırısında burası ileri karakolu vazifesini görmüştür. Etrafındaki kiliselerle daimi temas halinde olmuş, meşalelerle Trabzon'u saldırılardan haberdar etmişti. Ve Trabzon Krallarının iktidarlarında rol oynamıştır. 3. Alexios'un oğlu 3. Manuel (1390-1417) tahta çıktığı yıl, saray hazinesinde bulunan bir stavroteği (içinde İsa'nın çarmığının bulunduğu bir parçası bulunduğu iddia edilen değerli haç) Sümela'ya hediye etmiştir.

Trabzon'u Türkler aldıktan sonra Osmanlı Sultanları bu manastır ve manastırın haklarına dokunmamışlardır. Hatta Yavuz 1. Selim (1512-1520) Trabzonda ki şehzadeliği zamanında iki büyük mumu buraya hediye etmiştir. Ayrıca Sultan Mehmed'in bir fermanı, 2.Beyazıd, 1.Selim, 2.Selim, 3.Murad, İbrahim, 4.Mehmed, 2.Süleyman ve 3. Ahmed'in fermanlarıda bulunmaktadır. Sümela bilhassa18. yüzyılda Voyvodaların himayesğinde gelişmiş ve bir çok kısımları yeniden tamir ettirilmiş, İgnastios adında bir papaz 1749 duvarlarının bütün satıhlarını yeniden fresko ile süsletmiştir. Trabzon'un 18 Nisan 1916'dan 24 Şubat 1918 e kadar süren Rus işgali sırasında, Pontos Krallığının yeniden ihyası için el altından yapılan teşkilatlanma da burası üs olarak kullanılmaktadır. Bu dönemde Rus araştırmacı Upjenski manastırda inceleme yapmıştır.

1910 yıllarında 100 civarında keşişi barındıran manastırda ülkedeki politik şartlar değişince 1922 yılında papazlar kutsal ikonu bazı kıymetli eşyalar ile birlikte manastırın 400 metre uzağındaki Agia Barbara adlı küçük kiliseye saklamışlar ve 1923'de mübadele ile Yunanistana gitmişlerdir. 15 Ağustos 1931 yılında Kalatvryta'daki Megalo Spileoda Panagia kiliseside katılanların çoğunun Pontoslu Rum olduğu bir dini kutlama yapılıyormuş. Tören bittikten sonra, Anadoludayken Ordu piskoposu olan, o anda ise Xanti (Gümülcine) piskoposu Polycarpos Psomiades , Venizelos'a St.Luke (Lukas) ikonunu Karadeniz'de nasıl ve nereye gömdüklerinin hikayesini anlatmış.

Bir süre sonra Türkiye başbakanı İsmet İnönü, Eylül 1931 yılında Atinaya Balkan Oyunları için gelince, Venizelos ona bir Rum papazı karadenize gönderip gömülü ikonu çıkarmak için iznin istemiştir. Venizelos piskopos Chrysantos ve yanında bir papazı görevlendirir. Hrisantos, Ambrossios adlı papazı seçer. Ambrossios Makedonyaya gider ve ikonu gömem papazı (İremias) bulur. Ambrossios ile 22 kasım 1921 de resmi görevle yola çıkarlar. İstanbulda,Türkçe bilen Alexander Vasiliou'yu bulurlar ve onun kılavuzluğunda bir gemiyle Trabzoona giderler. Trabzonda polis ve asker eşliğinde Agia Barbara şapeline gidip, gömülü ikon ve diğer eşyaları bulup onları Atinadaki Bizans müzesine teslim ederler.

Ağustos 1951 yılında Veria'daki "Kastania"da yeni bir Panagia Sumela inşa edilir. Bir yıl sonra (Ağustos 1952) yılında ise ikon Atinadaki Bizans müzesinden alınıp manastıra getirilir. Sümela'nın mucize ikonundan başka Trabzon İmparatoru Emmanuel Komnenos'un kutsal haçı ve Oisios Christoforos'un el yazmalarıda (M.S. 644) manastıra getirilir.

Sümela manastırına Ormanın içinden normal bir yürüyüşle yarım saatte ulaşılabilinir. Seksensekiz basamaklı bir merdiveni geçerek girilen manastırın girişinde sağ taraffta "Sümela kitaplığı" yazılı kütüphanesi bulunmaktadır. Ayazma (agiasma) ise girişin sol tarafında kutsal ve içilebilecek temizlikte su olup 100 metre yükseklikteki kayalıktan damlamaktadır. Evvelce çatısı ahşap olduğu anlaşılan bu bina, binlerce kitabı muhafaza etmekteydi. Burada ceylan derisi üzerine yazılmış çok güzel ve değerli incil ile yine ceylan derisi üzerine yazılmış 17 kitap mevcuttu. Bu kitaplar cilt ve yazarlarıyla belliydiler. Ayrıca İstanbulun fethine kadar Bizans İmparatorluğunun ve Pontos İmparatoru David ile Osmanlı padişahının yazdıkları çeşitli ferman ve beratlar bulunmaktaydılar. 18.yüzyıldaki bir yangın sonucu çoğu kitap ve değerli vesikalar yanmış, kurtarılanların bir kısmı muhafaz edilmiş, bir kısmı kaybolmuştur.

Aşağıda tam kayanın sol tarafında mutfak ve tabii çeşme bulunmaktadır. Bu çeşme kısmı bugün harap olmuş ve kullanılmamaktadır. Mutfak kısmının üzeri tonozlarla örtülüdür. Yapının kemer bağları taştan olup, yapı iki taraftan aydınlatılmaktadır. Şu anda görülmesi mümkün olan fresklerin bir çoğu 1710 ve 1740 tamiratından bugüne kadar gelebilmiş olanlardır.

Asıl kilise fresklerle kaplanmıştır. İçeride mağaranın güney bölümünde kayaya oyulmuş duvar hücresi bulunmaktadır.Dışarıda 18. yüzyıldan kalma bir zamanların kapellası olan bir kilise vardır. Kiliseye yakın doğu cephesinde giriş yolu, manastırın çan kulesi ile desteklenmiştir. Çan kulesinin hemen yanında günah çıkarma yeri bulunmaktadır. İçindeki freskler halen sağlam gözükmektedir. Yukarı kısımlarda ise, keşiş odaları ve küçük kiliseler mevcuttu. Asıl kilisenin kapısında 1741 Haldiye'li (Kuzey Gümüşhane) Mişobu (Papazbaşı) emriyle tamir ettirilmiştir yazılıdır.

Manastır iç ve dış duvarlarında bulunan freskler, toprak boyası ve eski taş yosunu gibi ilkel boyalardır. Ana kilisenin güney duvarındaki belirli belirsiz tasvirleri, Komnenosları Fallmerayer ve Kyriakides tanımlamıştır (soldan sağa): 3.Manuel (1390-1417), babası 3. Aleksios (1349-90), ve 3.Aleksios'un oğlu 4. Andronikos. Bu freskler 1376-1390 tarihleri arasında yapılmış olmalılar. 1970'li yıllarda kilisenin kuzey duvarındaki fresklerin altından çıkan fresklerin çok daha eski döneme ait olduğu ortaya çıkmış. Bu eski fresklerde kullanılan renkler yeşil, pembe, açık maviymiş. D.Winfield 1970'lerde anakilisenin dışında kuzey duvarında üstüste yapılmış 3 tabaka freskten en alt tabakayı incelemiş ve Trabzon Ayasofya'da çalışan ressamlardan biri tarafından yapıldığını kaydetmiş. Eğer bu teori gerçekse manastırın 1260'larda ve 3. Aleksios'tan önce inşa edildiğini kabul etmek gerekecek. Özkan Tüfek (Sümela, Meryemana,İstanbul 1978, 38-39) manastırın dört şapelinden 1893'den beri kayıp olan şapeli 100 m. kuzeyde bulur ve fotoğraflarını çeker. Şapeldeki fresklerin 12.yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Bu bulgu da manastır ve fresklerin yapım tarihi konusunda kafaları iyice karıştırmıştır.

Horuluoğlu 1978' de kilisedeki diğer freskleri şöyle tanımlamıştır: "Asıl kilisenin apsid kısmında, güney duvarında ; yukarıda: Meryem'in doğuşu ve Mabete sunuluşu, tebliğ, Hz. İsanın doğuşu, mabete sunuluşu ve hayatı ;altta: İncilden resimler. Güney kapısında Hz.Meryem'in ölümü ve havariler. Kilisenin doğuya bakan yukarı kısmında 2. sırada :Genesis, Ademin yaratılışı, Havva'nın yaratılşışı, Allah'ın tembihi, İsyan ( Adem ile Havvanın yasak meyvyi yemeleri) Cennetten kovulma. 3.sırada: Yeniden dirilme, Thomas'ın şüphesi, Kabirde bir melek, Nikaia konsülü. Absid kısmının dışında, yukarıda Mikail, Cebrail bulunmaktadır"

Alman tarihçi ve gezgin Jacop Philipp Fallmerayer (1790-1861) 1831-34, 40-42, 47-48, yılları arasında Ortadoğu ve Anadolu'yu karış karış gezmiş, Trabzon izlenimleri, karanlık bir dönemin aydınlanmasında yardımcı olmuştur. Yazarın 1840 yılında gerçekleştirdiği Sümela manastırı gezisi sonrasında "tüm dünyada, Kolhis'in Mela dağındaki bu manastır kadar güzel dini yapı yoktur" diyecek kadar yapıdan etkilendiğini görüyoruz. Bunun yanısıra Batı dünyasının Ortodoks hristiyanlara ve doğululara ilişkin oryantalist ve küçümseyici bakış açısı yazarın her satır arasında kendini göstermektedir. Havari Lukas'a ait olduğu ileri sürülen ikona ve Komnenosların fermanının yukarıda bahsi geçen hikayesine ilişkin ilginç detayları da Fallmerayer'in anıları sayesinde öğreniyoruz.

"...Başrahip bizi sıcak karşıladı, bize yol gösterici olarak davrandı ve manastırın kudsiyetini anlattı. Bu mukaddes despotların ikametgahları sade ve huzurluydu. Binanın yüksek katları onlara ait olup hizmetçilerin adaları odunluk misali küçük hücrelerdi. Hassa ve münzevi insanlar için manastır bulunmaz bir sığınak gibiydi. Binanın yapımı hiç de düzenli bir şekilde olmayıp birbirinden alçak, gelişigüzel bi biçimde yapılmıştı. Su ihtiyacı; tavandan bir kuyuya damlayan bir gözden sağlanırdı. Sonraları Trabzon'lu bir zengin tarafından yaptırılan su yolu vasıtasıyla manastır gümüş gibi temiz bir suya kavuştu.

Mabedin yabani ve tuzlu duvarları 1360'lı yıllarda güzel fresklerle süslenmişti. 3.Aleksi ve oğlu 3.Manuel ve kadınlar manastırı Theoskepastos'da gömülü olan evlilik dışı Andronikos, bu manastırı restore edip süsleyen, kitabelerle dontan kişilerdi. Bu freskleri incelerken yanımda olna papazın sabrı tükendi ki bana daha iyi izahat vermeye başladı. Bu freskler ve incil tasvirlerinin havari Lukas'In elinden çıkmış olduğunu söyledi. Papazın bu izahatı canımı sıktı. Gerçekte ise incil tasvirleri, Kapadokya kiliselerinde de mevcut olan yavan bir Bizans sanatçısının eserleriydi.

Papaz, Meryem ana ikonasının getirilmesini söyledi. Harikalar yaratan bu ikonayı getirdiler. Bir tahta parçası üzerine Grek zevkine göre bir Bizans'lı tarafından yapılan bu resim, Lukas'ın sanat yeteneğinden şüphe etmeye yeterliydi. Papazların düşüncesine göre bu ikona, Lukas'ın elinden çıkma bir ikonaydı. Gümüş bir çerçeve ile çevrilmiş ikona, Sümela'nın hazinesi olarak kabul edilirdi. Bunun kredisiyle papzlar geçinir ve manastırın çevresinde de bir kutsal koruyucu olarak algılanırdı. Bu ikonanın kutsallığı, Anadolu'Nun içlerine kadar yaygın olup, fakirliği, ihtiyarlığı bir yana iterek, Müslüman ve hristiyanlar birlikte bütün Kolkid çevresi olduğu gibi Kapadokya, Paflagonya ve Ermenistan'dan hacılar akın kın buraya gelip hediyeler ve kurbanlar sunarlardı. Sabahın erken saatlerinde akrabalarıyla birlikte, Bayburt gibi uzak bir yerden gelen Müslüman kadınları da gördüm.

Dünyanın hiç bir yerinde eşine rastlanmayan manastırın doğal güzeliği yanında efsanevi kuruluş ve eski kaderi hakkında inanılmaz masallar üretilmiştir. Manastırdaki Meryem Ana ikonasının kudsiyeti dolayısıyla, papazlarınbeslenmeleri için bir gelir kaynağı halini almıştı. Bununla yetinmeyen bu papazlar, edindikleri bu dilencilik mesleğini Rusya, Tuna boyları ve Anadolu'nun içlerine kadar genişletmişler, ellerine aldıkları sahte ikonalarla akçeler elde etmişlerdir. Trabzon'da bulunduğum zamanlarda, böyle bir dilenci papazı Kayseri'De öldürüp 40.000 guruşunu almışlar, yapılan araştırmalar sonucunda paranın bir kısmını geri alabilmişlerdi.

Bu ikonadan biraz farklı olarak, İsa'Nın çarmıha gerildiği odunun bir parçası olarak kabul edilen ve 3. Manuel tarafından Trabzon hazinesinden Sümela'ya hediye edilen gümüş kaplamalı bir de haç vardı. Her ayın ilk Pazartesi günü bu haç ile takdis edilen su, uygun bir fiyatla inançlılara dağıtılırdı.

Manastırın genel durumunu gözden geçirdikten sonra baş keşiş ile beraberonun dairesine çıktık. Biraz sonra oraya manastırın idarecilerinden iki kişi ellerinde Aleksios'Un fermanı ile geldiler. İşte uğuna bunca masraf ettiğim ve çok uzaklardan gelldiğim; siyah, kırmızı ve mavi yazılar ile doldurulmuş paçavra. Bu cinsten gördüğüm ilk vesika idi. Ve keşişler, bu tomarı açtığım, imparatorun ve karısı Theodora'nın harika, göz kamaştırıcı renklerdeki taçlı ve kırmızı elbiseli portrelerini gördüğüm, tezniyat içine girift biçimde yazılmış metni okumaya çalıştığım zamangösterdiği aceleciliği anlayamadılar. Ferman ipek kağıttan olup bir ayaktan daha geniş ve on sekiz yirmi ayak uzunluğundaydı. Bu muhteşem tasvirlerin altında sallanması gereken altın mühürler, hangi zamanda bilinmez, kaybolmuşlardı. Satırlar arasında geniş aralıklar bırakılmış ve kelimeler üstündeki çizgiler bilhassa uzun ve bariz şekilde gösterilmişti. Buna rağmen okumak o kadar zordu ki, fermanın cümle teşkil tarzınınve satırlarının kopya edilmesi için beş altı gün çalışmak gerekiyordu. Çok şükür ki fermenın yanında, Doğunun dört patriği ve diğer yüksek rütbeli din adamları tarafından imzalanarak onaylanmış, işlek ve okunaklı bir yazıyla yazılmış bir kopyası vardı. Ancak keşişler bunun içeriğine üstünkörü bir göz atmama bile izin vermediler ve hele onaylı nüshayı, asıl fermanl akarşılaştırmak istediğim zaman sabırları büsbütün taştı ve böyle eski kağıt parçalarına aşırı derecede değer veren biz Frenklerin garip hevesleri konusunda kendi aralarında ilginç konuşmalar geçti. Ben manastırın idarecisine fermanı geri verdim ve gayet sakin bir eda ile ve Türkçe olarak: "Karabaş; sen ne söylersin. Senin aklın dairesinden çıkmış. Frenk memleketlerinde bu şey hem para, hem ikram verir, şeref kazandırır" dedim. Başkeşişin yüzü hafifçe kızardı ve toplantımız bugünlük bitti...

Başkeşiş, öğleden sonra beni kütüphaneye götürecekti. İlk merakım tatmin olmuş, fakat henüz bir şey elde edememiştim. Bu ara, keşişlerin öğle uykusundan sonra baş keşişin dairesine, yani oturup yattığı yere gittik...Kapı açılınca, canı sıkılarak odanın ortasında duran tahta bir sandığın üzerine oturdu ve yerde dağınık vaziyette bulunan kitapları birer birer kenara koymamızı seyretti. Bunlar arasında bulduğumuz birkaç el yazma bizim için önemsiz parçalardı ve bizim özellikle aradığımız Komnenoslar devrine ait tarihi vesiklardan eser yoktu. Bu arada çoğu doğu Avrupa baskısı iki yüz kadar kitap ve risale saydık.

Keşişlerin ifadelerine göre; Komnenoslar tarafından verilmiş başka fermanlar ile beraber, yetmiş sene evveline kadar manastırın arşiv dairesinde muhafaza ettikleri bu ferman, son yangından kurtarılabilen son fermandır. Bunun üzerine benzer felaketlerden korumak için fermanı, diğer kıymetli eşya ile demir bir sandık içinde muhafaza etmeye başlamışlardı..." (Ömer Şen, 1840'da Sümela Manastırı'na Yolculuk, Trabzon Tarihi, 1998, 163-70).

ST. JOHN PRODROMOS VAZELON MANASTIRI VE ST. ELIAS ŞAPELİ

Manastır, Zaboulon dağının deniz seviyesinden 1300 m. yukarıdaki kayalık yamacına kurulmuş, Dikaisimon'un 16 km. güneybatısında ve Kiremitli köyünün 6 km. güneydoğusunda bulunmaktadır. Manastırın 19.yüzyılda yenilenen dış çehresinin altnında Sümela'da olduğu gibi ortaçağ yada daha önceki dönemlerden kalma bir mağara kilisesi bulunmaktadır. Sümeladan daha yüksekte kurulmuş olmasına rağmen, onun kadar sarp kayalıklada inşa edilmemiştir. 19.yüzyılda yapılan restorasyon yapının ortaçağdan kalma karakterini bir miktar yitirmesine sebep olmuşsa da dikkatli incelendiğinde manastırın içindeki yapıların ortaçağdan kalma duvarlara sahip olduğu görülecektir. Manastırın 19.yüzyıl yapısı terasının 30 m. kuzeyinde St.Elias adı verilen küçük bir şapel bulunmaktadır.

Manastırın ve mağara kilisenin tarihi hakkında kanıtlanmış net bilgilere sahip değiliz. Mağara kilisesinin M.S. 270 yılında yapıldığı iddiası inanılamıyacak kadar erken bir döneme aittir. Bununla birlikte yapının, İmparator Justinianus (527-565) döneminde tamir gördüğü iddiası bu savı onaylamaktadır. Chrysantos, Trabzon Kiliseleri adındaki kitabında bu manastırın M.S. 644 yılında onarım gördüğünü yazmaktadır. Komnenos'lar özellikle 3.Aleksios (1349-90) manastıra büyük miktarda para yardımında bulunmuştur. Manastırın çatısı ve arabölmeleri ahşap olduğundan çürüyüp yok olmuşladır. Maçka manastırlarının belki de en sağlam olan Vazelon, zamanında çevre köylerinden önemli miktarda para toplamıştır ve bölgedeki hristiayanların İslamlaşmasını bir ölçüde engellemiştir. Manastırın içindeki fresklerin durumu St.Elias şapelindeki kadar iyi durumda değildir, daha eski dönemden kalmış olmalarına rağmen çoğu bozulmuş yada silik durumdadır. Manastırın tavanında ortada Hz. İsa, sol ve ve sağ tarafında Havariler bulunmaktadırlar. Hz. İsanın önünde Kutsal ikona, önünde açılmış vaziyette Kutsal kitap kitabın sol başında melekler, sağ başında Hz. Meryem, ayakta iki melek onların altında Cehennem ateşi ve cehennem ateşinde yanan insanlar, kitabın tam altında günah terazisi bulunmaktadır. 1923 mübadelesinden sonra terkedilen manastır zamana ve hazine bulma amacıyla sağı solu kırıp dökenlere karşı fazla direnememiştir. Acilen koruma altına alınıp restore edilmeye ihtiyacı vardır.

St. Elias şapelinden ilk bahseden yazarlar; Topalides (Topalides, Vazelon, 44-45), Chrysantos[AP, 4-5 (1933) 485] ve Talbot Rice (1929) olmakla beraber A.Bryer (Topography of Pontos, 289-94) tarafından da ayrıntılı olarak incelenmiştir. Tek apsidli küçük bir kubbeye sahip olan şapelin içi, 2 cm kalınlığındaki iki kat alçı üzerine sürülmüş tek katlı freskle örtülüdür. Fresklerde, sarı, kahverengi, tuğla kırmızısı, siyah, yeşil, beyaz, mor ve zeytin yeşili renkleri, kullanılmıştır. Hz. İsa, Elias (Eliyah peygamber) ve St. John Prodromos, St.Gregory, St. Nicholas, St.Arsenios, St.Euthymios, St.Makarios, St. Demetrios, St. Theodore, St.Eugenios'un freskleri ve annunciation, vahtiz, Lazarus'un yükselişi, çarmıha gerilme(crucifixion), anastasis sahneleri resmedilmiştir.

Talbot Rice, şapeldeki freskleri çok iyi durumda bulmuş ve kalitesine hayran kalmışsa da çizimlerin M.S.17. yüzyıldan daha eskiye dayanmadığı kanaatindedir.

PANAGIA KREMASTE (KIZLAR MANASTIRI)

Kiremitli köyünün karşısındaki Prytanis deresinin batı yakasında bulunan mağara kayanın çevresinde bulunan manastır bugün tamamen yıkılmış sadece izi görülebilecek durumdadır. Ortaçağ döneminde yapılan manastır 1858 yılında rahibe manastırı olarak yeniden düzenlenmiştir.

KUŞTUL, ST. GEORGE PERISTEREOTA MANASTIRI (HIZIR İLYAS)

Kuştul (Şimşirli) köyü yakınlarında yüksekçe bir kayalık üzerinde konumlamıştır. Diğer büyük manastırlardaki gibi ibadet etmek ve yatmak için ayrı bölümlere sahiptir. Yine diğer manastırlar gibi kendini Hz. İsa'ya adamış bir keşisin bir mağarayı keşfetmesi burada bir kaya kilise yapılması ve zamanla manastıra dönüşmesi aşamalarından geçmiş olmalıdır. Yapım tarihi belli olmamakla beraber 7.veya 8. yüzyıllarda kurulduğu söylentisi yaygın olup, somut kanıtlara dayandırmadan M.S. 753 tarihide ortaya atılmıştır. 1203'de yağmalanan manastırın güneybatı mevkiindedir. Bryer ve Winfield manastırın girişinde solda bulunan yapıların M.S. 1393 yılında yapılan restorasyondan çok daha eski olduğunu belirtmişlerdir [Bryer and Winfield, AP, 30 (1970), 284-89 pls.86-88, fig.20]. Manstırdaki bir çok yapı 19.yüzyılda yapılan son restorasyondan kalmadır. Tüm vadiye hakim olağanüstü bir manzaraya sahip olan manastır yazık ki 1904 yılında çıkan bir yangında yanmış ve büyük ölçüde harap olmuştur. Mübadele sonrası iyice sahipsiz kalan manastır hazine avcılarının sağını solunu kazması ve yıkıp dökmesiyle iyice yıpranmıştır.

Maçka'lı yazar İsmet Zeki Eyüboğlu, manastırın 1923 sonrasında soyguncular tarafından yakıldığını belirtirken bir anısını da aktarır: "1959'da manastırı gezmeye gittiğimde orada koyun yatıranların, kadınları, bozuk bir Rumca ile ileri geri söylenmeye, hazineyi boşuna arama gibi sözler etmeye başlamışlardır. Meryemana Manastırı gibi bu manastırın da çok büyük gömüsünün olduğu, hristiyanlar giderken, onu yakın ormanlarda bir yere gömdükleri sık sık yinelenen söylentiler arasındadır". Köylü kadının, yazarı hazine avcısı zannedip söylenmesi, turistlerin (hele o dönemde) bilmediği bu manastırın hazine avcıları tarafından sık sık ziyaret edildiğini göstermektedir. Kadının, Rumca konuşması da o dönemlerde bazı bölgelerde yüksek dağ köylerinde Türkleşmenin tamamlanmadığını, özellikle ulaşımı zor, şehir merkezine uzak ve televizyon, radyo, medeniyetle ilişki kurmayan köylerde askerlikte yapmayan kadınların Türkçe konuşamadığını göstermektedir.

 
©
Derneğimiz
İletişim
Köy Muhtarımız
Başkanımız
Dernek Yönetimi
Eski Yönetim
Duyurular
Liveradan Haberler
Düğün Haberleri
Ölüm Haberleri
Livera Forum
Ziyaretçi Defteri
Web Hizmetleri
Medya Livera
Özel Günler
PROGRAM SUNUCUSU
Canlı Yayınlar
Livera TV
Livera FM
   Yayın Programı
  DJ Yayın Kuralları
   Dj Girişi
Videolar
Yazarlarımız
 
İlyas KARAGÖZ
2
Yusuf BULUT
2
Zeynep EYÜBOĞLU
2
İsmail ÇİÇEK
2
Mehmet BULUT
2
Ali ATEŞ
2
Nazım ESMER
2
Hamiye ALEMDAĞ
2
Ali İhsan ÇELEBİ
2
Konuk Yazarlar
2
Arada Bir Yazılar
2
Anılar Bölümü
2
Yazı İşlerinden
 
 
©2006 Yazlık Köyü Kültür Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Sitesinin tüm hakları saklıdır. Merkez Mah. Fevzi Çakmak Cad. No:20/2B Güngören / İSTANBUL
Tel & Fax: (0212) 434 64 61