Bir yılın 365 gün sürmesi, arta kalan 6 saatin, 4 yılda bir takvime eklenmesi ve o yılın 366 gün olması, ayların bazılarının 30, bazılarının 31 gün olması önerisi Sezar’a sunulur. Sezar, sevgili eşinin adını (March) ilk aya (o zamanlar yılın ilk ayı, mart ayına karşılık geliyor) verip süreyi 31 gün olarak başlatır. Temmuz ayına da kendı adını (Julius) uygun görür ve doğal olarak da 31 günlük pay verir. Yılın son ayı olduğu için şubata kalan gün sayısı 29 olarak belirlenir. Sonraları İmparator Avgustus da çok sevdiği ağustosu adıyla ödüllendirir ve Sezar’dan geri kalmamak için ağustosun ömrünü 31 güne çıkarır. Gariban şubattan bir gün daha cebren alınır ve böylece 28 güne mahkum edilir. Bugünkü takvime dönüş yapıldığında bazı değişiklikler gerçekleştirilse de, şubatın yılın ikinci ayı olma yeniliği dışında kazanımı olmaz. Aslında, 28 günlük bir yaşamın dört yılda bir (29 şubatta) gelebilecek heyecanlarla farklı anlamlar kazanması ilginç sayılabilir.
***
Şubat ayı evrensel bir olaya da evsahipliği yapmaktadır: Sevgililer Günü. Dünyada ve ülkemizde yaygın olarak kutlanan 14 Şubat Sevgililer Günü, katolik inancından beslenir. İmparatorun yasağına rağmen genç aşıkları gizlice evlendirdiği için, 14 Şubat 270 de Roma’da öldürülen papaz Valentine’nin anısına 14 Şubat 496 yılında ilan edilen “St. Valentine’s Day” kökenlidir. 14 Şubat 1880 tarihinde, ABD de bir kart gönderilmesiyle başlayan ve hızla yaygınlaşarak uluslararası bir boyut kazanan “sevgililer günü” günümüzde, tüketim toplumunun elinde duygularımızın ticarileştirilmesinden, sömürülmesinden başka bir işlev görmemektedir. (En azından ben böyle düşünüyorum.)
***
Biliyorsunuz, 15 Şubat Maçka’mızın ve 24 Şubat Trabzon’numuzun düşman işgalinden kurtuluş günleri. Bu yıl 92. yıldönümlerini kutladık. İşgalin ne anlama geldiğini iyi algılayabilmek için komşumuz Irak’a, biraz yakın bakmamız yeter de artar bile.
Şubat ayının benim yaşamımdaki ağırlığı ne yazık ki hüzün taşır. 8 Şubat 2005 de annem öldü. Aradan geçen beş yıl, Ona olan sevgimizi ve özlemimizi hiç eksiltmedi. İki yıldır sevgili anacığımı emeğini, yüreğini, ömrünü verdiği evinde anamıyoruz. Bunun üzüntüsünü ve öfkesini bir sabır kuşatmasıyla yüreğimize hapsettik. Onun değerlerine ihanet edenler se, yaşadıklarından ders çıkaramadan, haksızlığın bataklığındaki çürüyüşlerini sürdürüyorlar. Sözü Şair Edip CANSEVER bırakıp bu konuyu kapatalım: “Güç iştir çünkü bir tarihi insan gibi yaşamak/Bir hayatı insan gibi tamamlamak güç iştir”
***
Birkaç cümle ile ülkemizin gündemine dokunalım. Yazarlarımız farklı bakış açılarıyla zaman zaman bu konuları işliyorlar. Kabul etmek gerekir ki,ülkemizde yaşananlar, yüzeysel bir ilgiyle uzaktan bakıp seyredilebilecek basitlikte değiller. “Bu konular siyasi konular, bizi ilgilendirmez” diyebilecek lüksümüz olmadığını bilmekte fayda var. Devraldığımız tarihin bize yüklediği sorumlulukla hareket etmeliyiz. Yaşadığımız coğrafyada ayrıntıların peşine düşmeliyiz. Bize gösterilenlerle, ezberletilenlerle yetinmemeliyiz, gerçeğin izini sürmeliyiz. Düşüncelerimizi hayatın doğrularına açmalıyız. Zihnimizi fukaralıktan kurtaralım ki, fikrimiz ukalalığın esiri olmasın.
***
Sitemizde, Ocak ayında zirve yapan Rumlar tartışması sonrasında, Mehmet abinin yazılarıyla yeni bir hareketliliğin içinde bulduk kendimizi. Bence ziyaretçi defteri kullanımında hayli mesafe katettik. Kaliteyi yükseltme adına sorumluluk alması gerekenler görevden kaçmadılar. Birbirimizi anlama yollarında bir tıkanmaya müsaade etmediler. Düşünsel bir zenginliğin, göze hoş gelen bir renkliliğin hayat bulması için çaba sarfettiler. Herkese bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.
***
Unutmadan bir konuya daha değinmek istiyorum. Biliyorsunuz İstanbul’da bir “kültürel yardımlaşma ve dayanışma” derneğimiz var. Hem üye sayımızın azlığı, hem de mevcut üyelerimizn aidatlarını ödemede ki ilgisizliği dernek faaliyetlerinde sıkıntılara yol açmaktadır. Başkan ve yönetim kurulumuz, tamamen özveriye dayalı bir çalışma yürütüyorlar. Bu çalışmalar eksik bulunabilir. Yöntemleri eleştirilebilir. Ama içinde bulunulan koşulları gözardı etmeden bu değerlendirmeleri yapmalıyız. Derneğimizin sanırım mayıs ayında genel kurulu var. Yazlık köyü sevdalılarının maddi, manevi anlamda katkıları beklenmektedir. Verelim ki; almaya ve sormaya hakkımız olsun.
***
Daha önceki yazılarımızda genç yazarlarla ilgili beklentilerimizi açıklamıştık. Umudumuz hala taze, hala yeşil.
Herkese en içten duygularla selamlar, sevgiler, saygılar… |