YAZARIMIZ MEHMET BULUT
 
TONYA’DA BİR ANIT
   
Mehmet BULUT tarafından yazıldı
Köyümüz internet sitesini sık sık ziyaret ettiğini belirten Sayın Turgut Özdemir’in sahibi olduğu 61haber.com sitesinde yayınlanan ve aşağıda kısa bir özeti yer alan yazıyı okuyunca aklıma ilk gelen köyümüzün bilge kişisi ve köyde adeta bir kütüphane –ev de yaşayan İlyas Karagöz ağabeyimiz oldu.

Trabzon'un Tonya ilçesine, maden ocaklarında çalışanlar ile özdeşleşmiş olan madenci fenerini simgeleyen bir anıt dikildi.
Tonya Belediye Başkanı Ahmet Kurt, yaptığı açıklamada, ilçelerinden ekmek parası kazanmak için çok sayıda insanın gurbete çıktığını, bu insanların önemli bir kısmını da Zonguldak'a gidenlerin oluşturduğunu söyledi.   Zonguldak'ta maden ocaklarında çalışan Tonyalılar için neler yapılabileceğine ilişkin bir çalışma yaptıklarını anlatan Kurt, ''Bu konuda bize çeşitli öneriler geldi. Yapılan çalışmalarda madenci fenerinin ilçemize yapılabileceğine karar verdik ve ardından yetkililerle irtibata geçtik'' dedi.      Bu konuda görüştükleri Zonguldak Trabzon Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ahmet Bayrak ile diğer yetkililerin, ilçe için madenci feneri anıtını yapabileceklerini söylediğini ifade eden Kurt, ''Dernek yetkilileri, anıtın yapılmasında ve ilçemize getirilmesinde yoğun bir gayret sarf ettiler. Anıt, maden ocaklarında çalışan Tonyalılar adına yapıldı'' diye konuştu.   Bayrak ise yaklaşık 2 aylık bir çalışma sonucu, Türkiye Taşkömürü Kurumu Genel Müdürlüğü ve dernekleri aracılığıyla inşa edilen, yüksekliği 2 metre 40 santimetre olan anıtın madenci fenerine benzetilmesi için çok çalıştıklarını kaydetti.” (*)   
Yazıda, bana, İlyas ağabeyimizi çağrıştıran hususlar şunlardı.

    1. Maden ocaklarında çalışanlar: (İlyas ağabeyin yaban ellerde maden ocaklarında çalıştığını biliyoruz.)
    2. Madenci Feneri: (Bir madenci olarak hem o feneri kullanmış hem de sosyo politik ve tarihi araştırmaları ile tıpkı bir fener gibi karanlıkları (!) aydınlatma çabasındadır.)
    3. Dikilen anıt: (Aydınlanma çabalarıyla bir ANIT gibi dimdik ayaktadır.)
    4. Tonya :(Bildiğiniz gibi İlyas Karagöz ağabeyimiz aslen Tonyalıdır.)

Tonya’da, EKMEK PARASI uğruna gurbet ellerde çalışmış madenciler anısına dikilen bu anıt, aynı zamanda İlyas ağabeyimiz için de dikilmiş durumdadır.
İlyas ağabey hem gerçek bir madenci olup o feneri kullanan kişilerden biridir; hem de birçok madenci meslektaşı gibi, bu işte sağlığı bozulmasına rağmen hayata küsmeyerek yeraltındaki karanlıklardan sonra, yeryüzündeki başka tür karanlıklarla mücadeleye girişmiş yılmaz bir kişiliktir.
Sözün burasında, İlyas ağabeyin de izni olursa, kendisiyle olan bir küçük anımı anlatmak istiyorum.
Eskişehir’de bir ilaç firmasının bölge satış temsilcisiydim. Yıl 1979 veya 1980 yaz başı. Orada “Cemile’nin Muhammet” namıyla tanıdığımız ve İlyas ağabeyin eniştesi olan bir hemşerimiz vardı.(Biz Eskişehir’den ayrıldıktan sonra vefat ettiğini duydum. Allah Rahmet etsin.)
Ailece görüşüyorduk. Bir gün ziyaretlerine gitmiştim. Kapıyı Muhammet ağabeyin hanımı Ayşe abla açtı. Doğruca salona buyur etti. Salonda İlyas ağabey bir kanepeye uzanmış yatıyor. Ben daha sormadan Ayşe abla:
—Burada bir arsası vardı. Onun üstünde bir ev yapmak için geldi. Fakat çok hasta oldu. Bir haftadır yatıyor, dedi. Doktora götürdük ama hiçbir faydası olmadı.
Ben İlyas ağabeyin güçsüz elini avucuma alarak hem “Hoş geldin” hem de “geçmiş olsun” dedim. İlyas ağabey, gerçekten çok halsizdi. Kısık bir sesle “hoş bulduk” ve “sağol” diyebildi. Kısaca hastalığını ve nasıl hissettiğini anlatmaya çalıştı.
Muhammet ağabey bana dönerek:
—Mehmetçiğim, ,doktorun verdiği ilaçlardan hiç fayda görmedi, sence ne yapmalıyız? Diye sordu.
Malum ben ilaççıyım ya. Doktorun verdiği ilaçlara baktım. Bizim “tapon” dediğimiz türden ilaçlardı. Yani pek satılmayan, eczanelerde miadı dolmak üzere olan eften püften ilaçlar.
—Abi, dedim. Bu ilaçlar İlyas abinin anlattığı rahatsızlığı geçirecek türden ilaçlar değil. Fakat ben de doktor değilim. Ona iyi gelebilecek ilaçları biliyorum. Ama sorumluluk almak zor ve doğru da değil. En iyisi başka bir doktora göstermemiz, dedim.
Yattığı yerden bizi dinlemekte olan İlyas abi:
—Mehmetçiğim! Sen hangi ilaçları düşünüyorsan gidin alın. Kullanmak istiyorum onları, dedi.
Muhammet ağabey ile nöbetçi eczaneden iyi geleceğini düşündüğüm ilaçları aldık. İki farklı iğnesi (enjektabl) ve birkaç oral (ağızdan) hapı vardı. Üst katta oturan emekli bir hemşire hanım çağrıldı. Ona kendimi tanıttım ve iğneleri çekinmeden yapabileceğini söyledim. Sorumluluk bizde dedim.
O akşam ve ertesi gün ilaçlarını kullandı. Mesai sonrası tekrar ziyaretine gittim. İlk hastamı çok merak ediyordum.
Kapıyı yine Ayşe abla açtı. Ben bir şey sormadan salonun kapısını açıp:
—Hastanıza bir bakar mısınız? Dedi ve salonun ortasında bir sehpa üzerine yayılmış inşaat projelerine abanmış incelemekte olan İlyas ağabeyi gösterdi. Hayret! Hastamız iyileşmiş, harıl harıl proje üzerinde çalışıyordu. Ben salona girer girmez İlyas ağabey yerinden hızla doğruldu ve boynuma sarılarak:
—Mehmetçiğim! Sen benim hayatımı kurtardın, dedi. Gerçekten de düne göre inanılmaz bir iyileşme göstermişti. Doğrusu önerdiğim ilaçlara güveniyordum. Ama bu kadar da çabuk sonuç beklemiyordum. Çok mutlu olmuştum. Tedavi ettiğim ilk hastam(!) İlyas ağabey olmuştu ve sonuç yüzde yüz şifa ile taburcu idi.(!)
İlyas ağabey memnuniyetini memlekete döndükten sonra da sürdürerek beni kargo ile gönderdiği halis tereyağı ile de ödüllendirmişti.(!)
İşte, zaman zaman fikir ayrılıklarına düştüğümüz İlyas ağabey bu İlyas ağabeydir. Ve benim O’na sevgim hiçbir zaman eksilmemiştir.
Tüm düşüncelerine yüzde yüz katılmak zorunda değiliz.
Zaten kimin görüşlerine tartışmasız katılıyoruz ki? Bir yerde herkes aynı düşüncede ise orada hiç kimse bir şey düşünmüyor demektir.
Fikirler tartışılmak için vardır. Önemli olan yaşadığımız çevreye, olaylara, insanlara, yurt ve dünya sorunlarına duyarlı davranıp bize göre çözümler üretmemizdir.
İlyas ağabey bunu yapmaktadır. Bunu yaptığı için de diğer insanların ilgi odağı olmakta ve yeni sentezlere fırsat tanımaktadır.
İlyas ağabey ile zaman zaman fikri planda, farklı kulvarlarda yer alsak da ben kendi adıma bundan asla rahatsız değilim. Aksine, İlyas ağabey sayesinde üzerimizdeki ataletten kurtulduğumuzu, bölge ve yurt sorunlarıyla daha yakından ilgilenme fırsatı bulduğumuzu düşünmekteyim.
İlyas ağabey, artık yazmak istemediğini ve tüm yazılarının silinmesini istediğinde, en çok üzülenlerden biriydim. O zaman, bunu belirtmiş ve O yazmazsa ben de yazmayacağım demiştim.
İlyas abi o fikrinden vazgeçtiğine göre ben de yazmaya devam edebilirim artık.
Ama eli kalem tutan tüm meslektaş ve hemşerilerimden bir talebim var.
Lütfen, tribünlerden sahaya inin ve Nazım Esmer gibi dünya tatlısı bir kardeşimizin moderatörlüğünde, birlikte kafa yoralım ortak paydamız Yazlık Köyü’nün geleceği için.
Her fikir, yeni fikirlerin oluşmasına fırsat tanıyacaktır. Aşağıdaki öyküden de anlaşılacağı gibi…
“Bilge bir adam, bir göletin başında oturmaktadır.
Susuzluktan kırılan bir köpeğin devamlı olarak gölete kadar gelip, tam su içecekken kaçması dikkatini çeker.
Dikkatle izler olayı. Köpek bunca susamışlığına rağmen neden suyu içememektedir acaba?
Birden fark eder ki köpek sudaki yansımasını görüp korkmakta ve bu yüzden suyu içemeden kaçmaktadır.
Sonunda köpek susuzluğa dayanamayıp kendini gölete atar ve kendi yansımasını görmediği için suyu içer.
O anda “bilge” düşünür: "Benim bundan öğrendiğim şu oldu" der.

"Bir insanın; istekleri ile arasındaki engel, çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkular ve engellerdir. İnsan bunu aşarsa istediklerini elde edebilir."

Ama biraz daha düşününce, gerçek öğrendiği şeyin bundan da farklı olduğunu görür.

Asıl öğrendiği şey, insan bilge bir kişi de olsa, karşılaştığı her yeni durum ve olaylardan öğrenebileceği yeni bir şeyin var olduğudur. “

Bu yüzden, ne varsa paylaş ki, senden de öğrenilecek bir şeyler vardır diğer insanlar için...
Her insanın anlatacak bir hikâyesi ve söyleyecek bir sözü mutlaka vardır…

* Kaynak: 61haber.com Sitesi Eklenme Tarihi:22.06.2009                                                      

 
 
 
©